• Document: Hobbes ve Rousseau: Toplumsal Sözleşme Kuramı
  • Size: 167.49 KB
  • Uploaded: 2019-02-13 18:41:06
  • Status: Successfully converted


Some snippets from your converted document:

Hobbes ve Rousseau: Toplumsal Sözleşme Kuramı 78 Hobbes ve Rousseau: Toplumsal Sözleşme Kuramı Ekrem EKĐCĐ Özet Bu metinde modern siyaset felsefesinde tarihsel planda kurucu bir öneme sahip olan toplum sözleşmesi kuramı, bu kuramın en önemli iki temsilcisinin, Thomas Hobbes ve Jean Jacques Rousseau’nun görüşleri temelinde tartışılmaktadır. Bu kuram, devletin insan yapısı bir yaratı olduğunu insan doğasından hareketle temellendirir. Bu anlamda toplumsallık ve daha sonra yurttaşlık olguları doğal süreçlerin bir sonucudur. Anahtar kelimeler: Doğal durum, doğa yasaları, sözleşme, egemenlik, devlet. Abstract Hobbes and Rousseau: Social Contract Theory In this text, the theory of social contract, which has fundemental importance for modern political philosophy, is argued on the base of Thomas Hobbes and Jean Jacques Rousseau’s points of views, who are the most important two delegates of this theory, Rousseau’s point of views. This theory argues that state is a human creation and this is a result of human nature. In that mean, the facts of sociality and then citizenship one result of natural process’. Key words: Natural situation, laws of nature, contract, domination, state. Giriş Toplum sözleşmesi kuramı politika üzerine düşünen birçok filozof için tarihsel bir gerçeklik olarak iş gören bir olgunun anlatımı olmaktan çok, mantıksal bir dayanak noktası olarak ele alınır. Bu anlamda, modern düşünürler bakımından toplum sözleşmesi olgusundan ancak bir devlet kuramının ortaya konuluşunda gördüğü işlev bakımından söz edilebilir. Cassirer şunları söyler: “Đnsanlık tarihinde devletin ortaya çıktığı belirli bir an saptayamayacağımız açıktır. Ama bu tarihsel bilgi eksikliği toplum sözleşmesi kuramcılarını Hobbes ve Rousseau: Toplumsal Sözleşme Kuramı 79 ilgilendirmez. Onların sorunu tarihsel olmayıp, analitik bir sorundur. ‘Köken’ terimini kronolojik değil, mantıksal bir anlamda anlarlar. Aradıkları şey, bir başlangıç olmayıp, devletin ilkesi, yani varlık nedenidir.” (1984: 174). Sözleşme düşüncesi, tarihsel olarak Antik Yunan’a kadar geri götürülebilir. Özellikle Protagoras, Hippias, Antiphon gibi sofist düşünürler, kendi dönemlerinde var olan toplumsal yapılanma biçiminin kökeninde iradi bir faaliyet olan toplumsal sözleşmeyi görmekteydiler. Sofist düşünürler temel olarak, siyasal erdemin herkese eşit olarak paylaştırılmış olduğu ilkesi üzerinden görüş üretmişlerdir. Bu anlamda Sofist düşüncede bir doğal hukuk- yazılı hukuk karşıtlığı söz konusudur. Sofistlerin ele aldığı anlamda doğal hukuk, insanlar arasındaki eşitliğin kaynağıdır ve insanların Helen- Barbar ya da özgür-köle kategorileri altında farklılaşması, kaynağını pozitif hukukun kendisinde bulan bir olgudur. Sofist düşünürler genellikle Atina dışından olan ve dolayısıyla Atina’da yabancı statüsünde olan düşünürlerdi. Bu anlamda, Atina’daki hukuksal yapılanma gereği, politik alanda hiçbir biçimde söz sahibi değillerdi ve Atina siyasal yaşamının genel karakteristiği düşünülürse, bütünüyle toplumdan izole edilmiş bir konumdaydılar. Bu perspektiften bakıldığında Sofist düşünürlerin pozitif hukuk karşısında doğal hukuku öne çıkarmaları ve belirleyici bir unsur olarak ele almaları daha net anlaşılabilir. Daha önce de belirtildiği gibi, bir tür doğal hukuktan söz etmek, insanların doğal olarak olumlu ya da olumsuz anlamda eşitliğinden de söz etmek anlamına gelmektedir. Özgürlüğün yurttaşlık kategorisinden bağımsız olarak ele alınamadığı ve eşitliğin de bu bağlamda kendini gösterdiği bir toplumda var olma direnci gösteren Sofistler açısından bakıldığında doğal hukuk-pozitif hukuk karşıtlığının Antik Yunan düşüncesindeki konumu net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda Sofist düşünce, ortaya çıktığı çağın tarihsel ve siyasal yapısından ayrı düşünülemez. Mehmet Ali Ağaoğulları’nın şu sözleri bu konuda aydınlatıcı bir niteliğe sahiptir: “Sofist düşüncenin ortaya çıkıp gelişmesi ile Atina’da demokrasinin sağlam bir biçimde yerleşmesi arasında sıkı bir bağ vardır. Her ne kadar Sofistler bir demokrasi kuramı oluşturamamışlarsa da, toplumun değer ve düşünce kalıplarına, bir başka deyişle aristokratik kültürel yapılara saldırıp, bunları yıkmaya girişmişlerdi. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Sofist

Recently converted files (publicly available):